Bilg. Müh.
Engin Culhacı Kişisel Web Sitesi

# # # # OKUDUĞUM SON KİTAPLAR # # # #

NİSAN 2019

MART 2019

OCAK & ŞUBAT 2019

ARALIK 2018

KASIM 2018

EKİM 2018

EYLÜL 2018

AĞUSTOS 2018

TEMMUZ 2018

HAZİRAN 2018

MAYIS 2018

NİSAN 2018

MART 2018

ŞUBAT 2018

OCAK 2018

ARALIK 2017

KASIM 2017

EKİM 2017

2018 ile 2010 arasında okuduğum tüm kitaplar için tıklayınız


Son Eklenen Yazılar


İşte hayat böyleydi. Önemli şeylerin; işlerinizi zamanında teslim edip etmemek ya da o yönetim kurulu toplantısına geç kalıp kalmamak ya da çok istediğiniz o işe girip girmemek olduğunu düşünürsünüz. Sonra evren gelir ve size hayattaki önemli şeylerin bir pazar sabahı saat sekizi yirmi geçe size yandan çarpan kör noktanızdaki arabalar olduğunu hatırlatır. Hayır, eğer geçmişe gidip tarihten biriyle konuşabilecek olsaydı bu kişiler anne ve babası olurdu. Onlara işlerinin yolunda olduğunu söylemek için. İkisine onları sevdiğini söylemek için. Scott Baker - Kayıp Denklemler



Bazen fikirler öylece gelip zihnime düşer -sanırım bu her yazar için geçerli- ama Buick 8 için tamamen tersi söz konusu: bu kez ben tam fikrin üzerine düştüm. Sanırım bu, belirtilmeye değer. 1999 kışını karımla birlikte, kısa bir romanın (Tom Gordon'a Âşık Olan Kız) son rötuşlarını yaptığım Longboat Key, Florida'da geçirdim. O yılın baharında hiçbir şey yazmaya niyetli değildim. Tabby, mart sonunda Florida'dan Maine'e uçtu. Ben arabayla dönmeyi tercih ettim. Uçmaktan nefret ederim, araba kullanmaya ise bayılırım ve ayrıca yanımda kitaplar, gitarlar, bilgisayar parçaları, devamı.. Stephen King - Buick 8



"Kaplanayılar." "Kaplanayı da ne?" "Hiç bilme daha iyi." "Eee... Bileyim bence," dedi Dorothy. "Bir kaplanla bir ayıyı birleştirdiğini düşün. İki kafa... Sekiz bacak... Sürüsüne bereket diş ve tırnak..." Dikenli zinciri işaret etti. "Alet kullanıp böyle şeyler yapacak kadar da akıllı..." "Vay canına!" Dorothy ne soracağını şaşırmıştı. "Za... Zayıf yanları var mı?" "Bilmiyorum," dedi Jak."Akıllıdırlar ama öyle dahi seviyesinde değil. Yani okuyamazlar, falan işte." devamı.. Adam Fawer - OZ



Morgenstern'in eşi Dorothy Morgenstern Thomas'a ve belgenin bir kopyasını sağlayan Princeton Üniversitesi'ne minnettarım. 13 Eylül 1971'de Oskar Morgenstern, Gödel'in mülakat macerasını bakın nasıl anlatmış: Gödel 1946'da Amerikan vatandaşı olacaktı. Benden şahidi olmamı istemişti. Albert Einstein'dan da ricada bulunmuş ve o da memnuniyetle kabul etmişti. Einstein'la ben sık sık buluşuyorduk ve ikimiz de vatandaşlık öncesi süreçte ve hatta mülakat sırasında olacakları merak ediyorduk. devamı.. Gödel'in Mülakat Macerası



Üstümde giysilerle battaniyenin üstünde yatıyordum; göğsümde bir ağırlık, gözlerim kapalı, aklımda deli düşünceler. Tıfıl'ı düşünüyordum. Ona telefonda söylemek istediğim -ama söylemediğim- içler acısı şey şuydu: Ufak bir çocukken bir şeyin vardır hani; battaniye olabilir, pelüş hayvan olabilir. Benim üç yaşında filanken Noel'de hediye edilen pelüş bir sincabım vardı. Öyle bir oyuncağı nereden bulduklarını bilmiyorum ama önemli değil, arka bacaklarının üstünde oturan bir sincaptı, adını Marvin koymuştum ve on yaşına kadar filan kulaklarından tutup peşimde sürüklemiştim. devamı.. John Green - Tek İsim Tek Kader



Saatte yüz kilometreyle giderken bir saniye içinde uykuya daldı. Koltukta yanına uzanıp kollarımı ona sararak uyumayı çok istedim. O filmlerdeki gibi s*kmeyi değil. Sevişmeyi bile değil. Yalnızca sözcüklerin en masum anlamlarıyla, beraber uyumayı. Ancak cesaretim yoktu ve onun bir erkek arkadaşı vardı; ben ahmaktım, o ise göz kamaştırıcıydı; ben umutsuz derecede sıkıcıydım, o ise sonsuz derecede büyüleyiciydi. Böylece odama geri dönüp alt ranzaya yığıldım; insanlar yağmur olsaydı, diye düşündüm, ben serpinti olurdum, o ise kasırga. devamı.. John Green - Alaskanın Peşinde



Ölümden sonra tüm deneyimlerinizi yeniden yaşarsınız ama bu defa olayların dizilimi farklıdır: belli bir niteliği paylaşan tüm anlar biraraya toplanır. İki ayınızı evinizin önünden geçen caddede araba sürerek, yedi ayınızı seks yaparak geçirirsiniz. Gözlerinizi hiç açmadan otuz yıl uyursunuz. Tam beş ay dergi karıştırarak tuvalette oturursunuz. Tüm acılarınızı bir defada, yirmi yedi saatlik yoğun bir süreç içinde yaşarsınız. Kemikler kırılır, arabalar çarpışır, deri kesilir, bebekler doğar. Bunları atlattıktan sonra ölüm sonrası yaşamınızın geri kalanı acısız geçer. devamı.. David Eagleman - Ve



Johanssen'in babası ne diyeceğini bilmeden, saldalyesinde kıpırdandı. Bir saniyenin ardından, cebinden bir mendil çıkardı ve kelleşmekte olan kafasındaki teri sildi. Ya roket size erişemezse? diye sordu. Bunu düşünmemeye çalış, dedi Johanssen. Annen o kadar endişeleniyor ki buraya bile gelemedi. Özür dilerim, diye mırıldandı Johanssen yere bakarak. Ne yemek yiyebiliyor, ne de uyuyabiliyor. Sürekli hasta. Ben de ondan daha iyi durumda değilim. Sana bunu nasıl yaptırabilirler? Onlar bana hiçbir şey 'yaptırmıyorlar', baba. Ben kendim gönüllü oldum. devamı.. Andy Weir - Marslı



Hasan arkasından gelip ıslık çaldı. "Vallahi kâfir, kaybolmadığımız için şanslısın çünkü on dakika daha sürse seni öldürüp yiyecektim. "Hafif meyilli tepeden aşağı inip hızlı adımlarla markete doğru yürüdüler, mezarlığı es geçecelerdi. Fakat tam o anda Colin mezarlıkta tekrar bir hareket görünce başını çevirdi ve donakaldı. Hasan da aynı anda fark etmiş gibi görünüyordu. "Colin," dedi Hasan. "Evet," diye karşılık verdi Colin sükûnetle. "Yanılıyorsam düzelt ama mezarlıktaki şu kız benim kız arkadaşım mı?" "Yanılmıyorsun." "Ve bir erkeğin üstüne binmiş vaziyette." devamı.. John Green - İlk Aşk



Cuma akşamı, "Çarkıfelek" seyrediyoruz. Nadiren televizyon seyrederiz çünkü genellikle ya arka bahçede dövüşüyor ya saçma sapan bir şey yapıyor oluruz, veya ön tarafta takılırız. Ayrıca televizyondaki ıvır zıvırdan da nefret ederiz. Televizyonla ilgili tek iyi şey, ara sıra seyrederken aklımıza parlak bir fikir getirmesidir. Bir televizyon programının ortasında aklımıza gelen parlak fikirlerin arasında şunlar vardı: Bir dişçi soyma girişimi. Top haline getirdiğimiz bir çift devamı.. Markus Zusak - İt Dalaşı



Başhakim migrofonunu düzeltip boğazını temizledi. "Bugün bir bölümü kapatıp diğerini açıyoruz. Tarihte hatırlarda kalacak olan yegâne şey halkımızın yüzleşmek zorunda kaldığı en büyük acısı olan sevilen bir başbakanı kaybetmektir. Bu da kararlarımızı bazı açılardan zorlamıştır. Ama en nihayetinde halkımızın dirençli ruhunu sürdürmesi neticesinde ileride göreceğiz ki bu meydan okuma karşısında verilebilecek en iyi kararı verdik. İnançlı ama merhametli olduk. Cesur ama aynı zamandada dikkatli karar verdik. devamı.. Ölmek İçin Kötü Bir Gün



Evren temel parçacıklardan oluşur. Başta atomların bu parçacıklar olduğu düşünülüyordu ve bu yüzden de ona bu isim verilmişti. Yunanca atomos kelimesinden gelir ve 'bölünemez' demektir. Fakat zaman içerisinde fizikçiler bölünemezi de bölmenin mümkün olduğunun farkına vardılar. Daha da küçük parçacıklar olduğu keşfedildi, atomun çekirdeğinde bir arada bulunan proton ve nötronlar ve atomun etrafında inanılmaz bir hızda dönen elektronlar. İstanbul'u bir atom boyuna gelecek kadar küçültebileceğimizi düşünün. Eğer yapabilseydik, çekirdeği şehrin ortasındaki bir futbol topu kadar kalırdı. Bu durumda devamı.. Tanrı'nın Formülü



…Bakın. Bir fareyi dört tünelli bir labirente bırakır ve daima dördüncü tünele peynir bırakırsanız, bir süre sonra o fare peyniri almak için daima dördüncü tünele gitmeyi öğrenecektir. Peynir mi istiyorsunuz? Hop hop, doğruca dördüncü tünele, işte peynir orada. Ertesi gün peynir mi istiyorsunuz? Hop hop, doğruca dördüncü tünele, işte peynir orada. Şimdi, bir süre sonra, beyaz takım elbisenin içindeki Yüce Tanrı, peyniri başka bir tünele taşır. Fare hop hop dördüncü tünele gider. Dördüncü tünelde peynir yoktur. Fare dışarı çıkar. Dördüncü tünele tekrar gider. devamı.. Luke Rhinehart - EST



"Bir yazarın hayatı, iyi bir hayattır. Biraz yanlızdır belki, rüyalarla yıkanmış bir iç dünyası vardır, sen yazarken arkadaşların hayatlarını yaşarlar. Evde, kafede, taraçalarda, yürürken, sahilde, yazmak yazmak hep yazmak. Sessizlik para etmez. Düşünceler para etmez. Sözcükler. Her şey sözcüklerdedir. Kağıtta. Mürekkeple, kurşun kalemle ya da daktiloyla onları kâğıda dökmek zorundasın. Bir öykü ya da romanın espirisi birçok sözcükten oluşmasıdır - birbiri ardına fikirler belki, hareketler, karakterler, konu, ama illa ki sözcükler. Onlardan bir kaçını kâğıda dökene kadar hiç yol katetmemişsindir. devamı.. Luke Rhinehart - Kafası Kıyak



"Yaşamınızın kontrolü sizde değil! Öyle olduğunu düşünebilirsiniz, ama yanılıyorsunuz. Elbette ki kendi kararlarınızı kendiniz vermekte özgürsünüz. Bu kitabı kapatabilirsiniz. O sandalyede oturmaya devam edebilirsiniz. Ya da gözlerinizi oymak gibi çılgınca bir şey yapabilirsiniz. Ne isterseniz yapabilirsiniz. Ama sorun şurada: Ne isteyeceğinizi kontrol edemezsiniz. Her davranışınızı önceden belirleyen arzularınız ruhunuzun o kadar derinlerine işlemiştir ki, onlara dikkat bile etmezsiniz. Ve bu da sizi mükemmel bir köle yapar. Bu nedenle, hayatınızı yaşamaya devam edin. devamı.. Adam Fawer - Empati



"...OASIS kütüphanelerini taramaya başladığım anda çirkin gerçek de yüzünü gösterdi. Gerçekler, bu kütüphanelerde, dürüst olmaktan çekinmeyen insanlar tarafından yazılmış eski kitapların içerisindeydi. Çoğu uzun zaman önce dünyadan göçüp gitmiş sanatçılar, bilim adamları, filozoflar ve şairlerin kitaplarında. Arkalarında bıraktıkları kelimeleri okurken, durumu da çözmeye başladım. Kendi durumumu. Bizim durumumuzu. Çoğu insanın ifade ettiği şekliyle, "insanlığın durumunu". Haberler iyi değildi. devamı.. Ernest Cline - Başlat


Diğer Bağlantılar
Site Haritası
Son Eklenen Yazılar