templatemo.com












    enginculhaci@windowslive.com

Ernest Cline - Başlat


"...OASIS kütüphanelerini taramaya başladığım anda çirkin gerçek de yüzünü gösterdi. Gerçekler, bu kütüphanelerde, dürüst olmaktan çekinmeyen insanlar tarafından yazılmış eski kitapların içerisindeydi. Çoğu uzun zaman önce dünyadan göçüp gitmiş sanatçılar, bilim adamları, filozoflar ve şairlerin kitaplarında. Arkalarında bıraktıkları kelimeleri okurken, durumu da çözmeye başladım. Kendi durumumu. Bizim durumumuzu. Çoğu insanın ifade ettiği şekliyle, "insanlığın durumunu".

" Haberler iyi değildi.

" Anlayacak yaşa geldiğimde birinin çıkıp bu gerçeği bana doğrudan açıklamasını tercih ederdim. Keşke birisi karşıma geçip şöyle deseydi:

" Durum şu, Wade: Sana 'insan' deniyor. Bu gerçekten zeki bir hayvan türü. Gezegendeki diğer bütün hayvanlar gibi, biz de milyonlarca yıl öncesinin tek hücreli organizmalarından geliyoruz. Bu, evrim denilen bir süreçle oldu; bu konuda daha fazlasını da öğreneceksin zaten. Ama güven bana; bulunduğumuz noktaya bu şekilde ulaştık. Kanıtlarını baktığın her yerde, kayaların içine gömülü bir halde bulabilirsin. Duyduğun şu hikaye mi? Göklerde yaşayan ve adına Tanrı denilen süper-güçlü varlık tarafından yaratıldığımız hikayesi mi? Sapına kadar palavra. Bütün bu Tanrı teranesi aslında binlerce yıldır insanların birbirine anlatıp durduğu arkaik bir masal, o kadar. Bu masalı biz uydurduk. Noel Baba ve Paskalya Tavşanı gibi.

" Ah, bu arada… Noel Baba ya da Paskalya Tavşanı da aslında yok. Onlar da palavra. Üzgünüm, evlat. Bununla yaşamayı öğrenmelisin.

" Muhtemelen bulunduğumuz yere gelmeden önce olanları merak ediyorsun. Aslında çok fazla şey oldu. İnsana evrilmemizle birlikte olaylar da ilginçleşmeye başladı. Yiyecek yetiştirmeyi ve hayvanları evcilleştirmeyi çözdükten sonra, artık bütün zamanımızı avlanarak geçirmek zorunda değildik. Kabilelerimiz genişlemeye başladı ve zaman içinde, durdurulamayan bir virüs gibi, gezegenin her yerine yayıldık. Toprak, kaynak ve uydurma tanrılarımız üzerine bir dizi savaşı da geçtikten sonra, gezegendeki bütün kabileleri 'küresel bir medeniyet' oluşturacak şekilde yeniden düzenledik. Ama, dürüst olmak gerekirse, o kadar da düzenlenmiş ya da medeni değildi bu yeni dünya. Bu yüzden birbirimizle savaşmayı sürdürdük. Ama aynı esnada, bilimi keşfettik ve kendi teknolojimizi geliştirdik. Bir avuç kılsız maymuna göre, oldukça şaşırtıcı şeyler keşfettiğimizi de söyleyebiliriz. Bilgisayarlar. İlaçlar. Lazer. Mikrodalga fırın. Yapay kalp. Atom bombası. Hatta aya birkaç adam gönderip geri getirdik. Ayrıca dünyanın neresinde olursak olalım, her zaman birbirimizle temas kurabildiğimiz küresel bir iletişim ağı da geliştirdik. Etkileyici, değil mi?

" Ama kötü haberleri almamız da bu döneme rastlar. Küresel medeniyet kurmanın korkunç bir bedelinin olduğu ortaya çıktı. Bu medeniyeti kurmak için çok fazla enerji harcamış ve bu enerjiyi de yerin altındaki ölü bitkilerle hayvanlardan gelen fosil yakıtları yakarak yaratmıştık. Sen dünyaya geldiğin sıralarda bu yakıtın büyük kısmını kullanmıştık ve artık geriye bir şey de kalmadı zaten. Bu yüzden kesintiye gitmek zorunda kaldık. Turnayı gözünden vurmuştuk. Buna, Küresel Enerji Krizi dedik ve bu dönem bir süredir devam ediyor.

" Ayrıca, fosil yakıtlarının tamamını yakmanın, gezegenin sıcaklığının artması ve çevrenin yok olması gibi çok fena yan etkilerinin olduğu anlaşıldı. Bu yüzden kutup buzulları eriyor, deniz seviyesi yükseliyor ve iklimler de iyice birbirine girmiş durumda. Bitkilerle hayvanların soyu bugüne dek görülmemiş bir hızla tükeniyor; çok fazla insan aç ve evsiz. Ve halen birbirimizle savaşmayı sürdürüyoruz. Ağırlıkla, geriye kalan son birkaç kaynak için.

" Esasında evlat, bütün bunların anlamı, hayatın artık çok daha zorlu olduğu. Sen doğmadan önce geçip giden Eski Güzel Günler'den çok daha zor. Eskiden her şey harikaydı ama artık dehşet verici. Dürüst olmak gerekirse, geleceğimiz hiç parlak görünmüyor. Tarihin boktan bir döneminde doğdun. Görünüşe göre işler olduğundan daha da kötüye gidecek. İnsanoğlunun medeniyeti "gerileme" döneminde. Hatta bazıları 'çöktüğüne' inanıyor.

" Bu noktada, büyük ihtimalle, sana ne olacağını merak ediyorsun. Bunu çıkarmak zor değil. Bügüne dek bu gezegende yaşamış bütün insanlara olan şey olacak, sana da. Öleceksin. Hepimiz öleceğiz. Olacak olan bu.

" Ölünce mi ne olacak? Eh, bundan o kadar da emin değiliz. Ama eldeki kanıtlar hiçbir şeyin olmayacağı yönünde. Yalnızca ölmüş olacaksın, beynin duracak ve artık sinir bozucu sorularınla etrafta dolanmayacaksın. Duyduğun hikayeler mi? Ne acının ne de ölümün olduğu, sonsuza dek mutlu mesut yaşayacağın, adına 'cennet' denilen harika bir yere gideceğini anlatan hikayeler mi? Onlar da sırf palavra. Şu Tanrı olayı gibi. Cennete dair tek bir kanıtımız yok ve hiç olmadı. Onu da biz uydurduk. Güzel hayaller bunlar. Bu yüzden hayatının geri kalanını, bir gün öleceğini ve sonsuza dek yok olacağını bilerek yaşamak durumundasın.

" Üzgünüm."

" Tamam, bir daha düşününce, bu düzeyde bir açık sözlülük o kadar da doğru değilmiş gibi geldi. Belki de gezegene yeni gelmiş bir insana, kaos, acı ve yoksulluk içinde bir dünyaya doğduğunu ve her şeyin yok oluşunu izlemek için tam zamanında yetiştiğini söylemek çok iyi bir fikir değildir. Kaldı ki ben bu gerçeği yıllar içinde yavaş yavaş keşfetmiş olmama rağmen, halen kendimi bir yerlerden atma isteği duyuyordum.

Copyright © 2012-2020 Engin Culhacı | Personal Website