templatemo.com












    enginculhaci@windowslive.com

Mario Livio - Tanrı Matematikçi Mi?


Morgenstern'in eşi Dorothy Morgenstern Thomas'a ve belgenin bir kopyasını sağlayan Princeton Üniversitesi'ne minnettarım. 13 Eylül 1971'de Oskar Morgenstern, Gödel'in mülakat macerasını bakın nasıl anlatmış:

Gödel 1946'da Amerikan vatandaşı olacaktı. Benden şahidi olmamı istemişti. Albert Einstein'dan da ricada bulunmuş ve o da memnuniyetle kabul etmişti. Einstein'la ben sık sık buluşuyorduk ve ikimiz de vatandaşlık öncesi süreçte ve hatta mülakat sırasında olacakları merak ediyorduk.

Elbette Gödel mülakata aylar öncesinden hazırlanmaya başlamıştı. Yaptığı her işi çok ciddiye alan, titiz bir adamdı. Ve acayip detaylı bir mülakat hazırlığına girişmişti. Düşünsenize, işe Kuzey Amerika'daki ilk insan yerleşiminin tarihini öğrenmekle başlamıştı! Sonra Amerikan yerlilerinin tarihini, çeşitli kabileleri incelemeye koyuldu. Beni sık sık telefonla arayıp, edebi kitaplar istiyor, sonra bunları baştan sona okuyordu. Ve tabii ki bu süreçte Gödel sorulacak bir sürü de soru buluyordu. Bu tarihçelerin doğru olup olmadığı konusundaki şüphelerini dile getiriyor ve okuduklarından tarihin o günkü koşulları hakkında ilginç çıkarımlarda bulunuyordu. Gödel sonraki haftalarda Amerikan tarihini çalışmaya başladı. Özellikle de anayasa hukukuyla ilgili meselelere kafa yoruyordu. Doğal olarak Princeton'ın tarihçesine de merak sarmıştı. Bana ilçe ile il arasındaki farkı belirleyen özelliklerin ne olduğunu sormuştu. Elbette ona bütün bunlara hiç gerek olmadığını, mülakat için bu kadar detaylı bir çalışmanın lüzumsuz olduğunu söylüyordum, ama faydası yoktu. Bilmek istediği her şeyi öğrenmeye kararlıydı, o yüzden ben de Princeton hakkında istediği bütün bilgileri toplayıp ona verdim. Fakat bu kez de İlçe Meclisi'nin, İl Meclisi'nin görevlerini öğrenmek istedi. Mülakatta bunların sorulabileceğini düşünüyordu. Yaşadığı kasabayı bilmiyormuş gibi görünürse, bunun kötü bir izlenim bırakabileceğinden endişe ediyordu.

Onu ikna etmeye çalıştım. Böyle soruların asla sorulmayacağını, soruların çoğunun formalite gereği olduğunu ve onları da kolaylıkla cevaplayacağını söyledim. Herhalde olsa olsa, bu ülkedeki yönetim şeklini, en yetkili kurumun ne olduğunu falan sorarlardı. Fakat Gödel anayasayı incelemeye devam etti.

Ve bu arada çok ilginç bir şey oldu. Gödel bir gün heyecan içinde yanıma geldi ve bana anayasada bazı tutarsızlıklar bulduğunu söyledi! Dehşet içindeydi. Gödel, Amerikan Anayasası'nda, bir insanın tamamen yasal yollardan diktatöre dönüşüp faşist bir rejim kurmasını mümkün kılacak bir açık yakalamıştı! Ve bana bunu kanıtlayabileceğini söylüyordu. Pek inanmamıştım, ama haklı olsa bile, bunun uzak bir ihtimal olduğunu ve Amerika'da böyle şeylerin asla olmayacağını söyledim. Fakat Gödel inatla bunun mümkün olduğunu söylüyordu ve bu konuda çok uzun tartışmalarımız oldu. Ona Trenton'daki jürinin önünde bu konuları kesinlikle gündeme getirmemesini söyledim. Ve bu durumdan Einstein'a bahsettim. Gödel'in kapıldığı fikir onu da dehşete düşürmüştü. Einstein onu ikna etmeye çalışıp bu meselelere kafa yormamasını ve mülakatta kesinlikle gündeme getirmemesini söyledi.

Aralardan aylar geçmiş ve Trenton'daki mülakat günü gelip çatmıştı. O gün arabamla gidip Gödel'i aldım. Gödel arkaya geçmişti. Sonra birlikte Einstein'in Mercer Caddesi'ndeki evine gidip onu da aldık. Ve hep birlikte Trenton'ın yolunu tuttuk. Einstein yolda arkaya dönüp, "Gödel, bu sınav için gerçekten iyi hazırlandığına emin misin?" diye sordu. Tabii ki dalga geçiyordu. Ama bunu duyan Gödel yine endişeye kapılmıştı. Zaten Einstein'in amacı da buydu ve Gödel'in yüzündeki endişeyi görünce epey gülüşmüştük. Nihayet Trenton'a vardığımızda, bizi büyük bir salona aldılar. Normalde şahitler adaydan ayrı bir odada sorgulanırdı. Fakat Einstein'ı gören memurlar bize ayrıcalık tanımış ve üçümüzü birden salona almıştı. Gödel tam ortamızda oturuyordu. Müfettiş önce Einstein'a sonra bana, Gödel'in vatandaşlığı hakkında ne düşündüğümüzü sordu. İkimiz de Gödel'in çok seçkin biri olduğunu ve çok iyi bir vatandaş olacağını söyledik. Sonra adam Gödel'e döndü ve "Evet, Bay Gödel, nerelisiniz?" diye sordu.

Gödel: Nereli miyim? Avusturya.

Müfettiş: Avusturya'daki yönetim şekli neydi?

Gödel: Eskiden cumhuriyetti, ama öyle bir anayasamız vardı ki, artık diktatörlükle yönetiliyor.

Müfettiş: Yaa! Ne kötü. Neyse ki bizim ülkemizde bu mümkün değil.

Gödel: Yoo, mümkün! Size kanıtlayabilirim!

Kısacası müfettiş onca soru arasından, gidip en kritik olanı sormuştu. Einstein'la ikimiz dehşet içinde birbirimize bakıyor, bu konuşmayı dinliyorduk. Neyse ki, müfettiş konuyu geçiştirecek kadar zekiydi. "Neyse şimdi bu konulara girmeyelim," diyerek anında Gödel'i susturdu ve neyse ki hemen ardından da mülakatı bitirdi. Odadan dışarı çıkmış, asansörlere doğru yürüyorduk ki adamın teki, elinde bir kalem kâğıtla yanımıza geldi ve Einstein ünlü olduğu için, ondan imza istedi. Einstein da kıramayıp verdi. Asansörle aşağı inerken, Einstein'a, "Bu kadar çok insanın peşinde olması berbat bir şey olmalı," dedim. O da bana, "Biliyor musun, aslında bu imza isteme alışkanlığı yamyamlıktan kalma bir şey," dedi. Şaşırmıştım. "Nasıl yani?" diye sordum. "Evet, eskiden insanın kanını isterlerdi, şimdiyse sadece mürekkebini istiyorlar," dedi.

Ve sonra arabaya atlayıp Princeton'a geri döndük. Mercer Caddesi'nin köşesine geldiğimiz de, Einstein'a Enstitü'ye mi yoksa eve mi gitmek istediğini sordum. "Eve götür beni, zaten yaptığım çalışmaların gözümde artık hiçbir değeri yok," dedi. Sonra politik bir Amerikan şarkısından alıntı yaptı (ama ne yazık ki sözlerini anımsamıyorum; gerçi notlarımın arasında olabilir; yeniden duysam hatırlayacağıma eminim). Einstein'ın evine vardığımızda, Einstein bir kez daha arkasına dönüp Gödel'e şöyle dedi: "Evet Gödel, son sınava kadar artık başka sınav yok." Gödel çoktan endişeye kapılmıştı bile. "Aman Tanrım, yoksa bir sınav daha mı var?" diye sordu. Einstein, ona dönüp, "Gödel, artık bir sonraki sınavın mezara girerken," dedi. Gödel, "Ama Einstein, daha ölmüyorum ki," diye cevap verdi. Bunun üzerine Einstein, "Gödel, sadece şaka yapıyorum!" dedi ve gülerek arabadan inip yanımızdan ayrıldı. Ve sonra ben de Gödel'i evine bıraktım. Bu dehşetli günü geride bıraktığımız için hepimizin üstünden bir yük kalkmıştı. Kafası rahatlayan Gödel'de, felsefe ve mantık problemlerine geri dönmüştü.

Yaşamının sonraki dönemlerinde ciddi derecede akıl hastalığına yakalanan Gödel, paranoyak birtakım endişelerle yemek yemeyi tümüyle reddetmiş ve 14 Ocak 1978'de, ölüm raporuna göre "yetersiz beslenme" sebebiyle hayata veda etmişti.

Copyright © 2012-2020 Engin Culhacı | Personal Website